
Kıvılcımlı Eleştiriyor Kitabı Yayınlandı…
Üç Yazar Üç Kitap Üç Makale
Dr.Hikmet Kıvılcımlı’nın Toynbee, Küçükömer, Berkes Eleştirileri
“İnsan kafasında hiçbir tasarı gökten inme değildir. Hep yeryüzünde başından geçen işlerden çıkagelir.
Diyalektik burada en yüce gerçekliğini bulur. İnsan işlediğini düşünür, düşündüğünü işler.”[1]
Kıvılcımlı Eleştiriyor, Kıvılcımlı’nın, çeşitli tarihlerde yazdığı, eleştirel inceleme niteliğindeki, üç ayrı makalesini merkez alan bir derlemedir. Bu derlemenin Sunuş bölümünden bazı pasajları aşağıda paylaşarak, bu emekler hakkında derleyebildiğimiz ön bilgileri vereceğiz.
Öncelikle kitabın merkezinde yer alan Kıvılcımlı’ya ait bu üç makalenin, 60 yıl öncesinden hem de yazarınca yayına hazır hâle getirilememiş metinler olduğu belirtilmelidir. Bu çalışma içinde, her üçü de, yazarı nasıl yazıp bıraktıysa o hâlleriyle alınmıştır. Yazıların, ham hâlde oluşları korunmuş, herhangi bir Türkçeleştirme, değiştirme yapılmamıştır. Çok zorunlu olduğu düşünülerek yapılan bir iki istisnai imla düzeltmesi haricinde metinler, yer yer bu durumun okuma zorluğu yaratabilecek olması göze alınarak, bulundukları hâllerinde sunulmaktadır. Makalelerde yer alan tüm parantez içi açıklamalar, numaralar Kıvılcımlı’ya aittir. Biz sadece dipnotlar ve gerektiğinde köşeli parantezler kullandık. Kaynakça’da ise Kıvılcımlı’nın kullandığı kaynakları, başlarına [H.K.] ifadesini koyarak kitapta kullanılan diğer kaynaklardan ayırdık.
Çalışmada, birçok açıklama, detay, çok sayıda dipnot ile verildi, bunların yerine göre esas konuya odaklanmayı zorlaştırma riskini taşıdığını bilerek ama bu konuya azami dikkat göstererek. Bu çabamızın nedeni ve önemi, elimizde derli toplu yayınlanmaya hazır bir eserin olmamasıdır. Bu üç makalenin, yazılmalarından yıllar yıllar sonra, uzun seneler kaldıkları bir arşivin tozlu raflarından çıkarılmış olmalarının, bu dipnotlar ile bunca detayın aktarılmasını ve de bu uzunca Sunuş’u okur nezdinde gerekli ve mazur göstereceğine inanıyoruz.
Kıvılcımlı’nın, Atila Türk arşivinde bulunan bu emeklerinin hangi yoldan Atila Türk’e ulaştığını bilmiyoruz. Kıvılcımlı’nın Arşivinin, teorik-pratik emeklerinin hangi kanallardan bizlere ulaşabileceği konusuna, yeri geldikçe daha önceleri değinmiştik. “Komün Gücü” ile ilgili bir yazımdan alıntı yaparsak, “Kıvılcımlı’nın teorik mirasının neredeyse büyük bir çoğunluğu (orada burada, polis baskınlarından emniyet depolarına, yasaklamalardan, toplatmalardan mahkeme arşivlerine, zulalardan yakınında bulunmuş kişilerin elinden zaman zaman zorla gasp edilmeler dışında) bildiğimiz gibi Hollanda, Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde (IISH- International Institute of Social History), Kıvılcımlı Arşivi olarak muhafaza edilmektedir.”[2]
Ayrıca biliyoruz ki, Fuat Fegan kanalından, Latife Fegan’ın olağanüstü emek ve gayretleriyle oluşturulan Kıvılcımlı Arşivi dışında, zamanında Kıvılcımlı’nın yakın çevresinde bulunmuş, yayın işlerinde yardımcı olmuş, ölümü sonrası Emine Kıvılcımlı çevresinde bulunmuş kişilerde de bu emeklerden bulunmaktadır. Emeklerin büyük bir çoğunluğu Arşivdedir. Bildiğimiz gibi, Kıvılcımlı Arşivi, “Kıvılcımlı Papers” adı altında, Hollanda, Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde (IISH-International Institute of Social History) koruma altındadır. Dışarıda olanlar çok olmamakla beraber vardır. O yüzdendir ki sevgili Latife Fegan hâlen çabalamaktadır, orada şurada kalmış emekleri “Arşiv”e kazandırabilmek için.
Çalışma için başlık, isim belirlemek oldukça zorlayıcıydı. Tam karşılığı bulamama kaygısı, doğru olup olmadığı ikircikliği, kararsızlıklara yol açtı. Ama Kıvılcımlı tarafından kaleme alınmış, tamamlanmamış, ham hâlinde, ama Eski Türkçe ama yeni Türkçe el yazısı, ama daktilo edilmiş bu teorik emeklerin ortada olduğu netti. Elimizde üç yazarın üç kitabı üzerine Kıvılcımlı’nın üç kritik-makalesi vardı. Toynbee’nin Bir Tarih Çalışması, Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması ve Berkes’in 200 Yıldır Neden Bocalıyoruz? kitapları üzerine Kıvılcımlı’nın kaleme aldığı bu üç makalenin hepsinin, Tarih Tezi ışığında tarihe bir bakış olmaları ortak noktalarıydı, yayınlanmaları gerekliydi, görevdi. Eksiği, fazlası ile yola koyulduk zira Kıvılcımlı Eleştiriyor’du.
Kıvılcımlı, yazarlar ve felsefelerini eleştirel incelemeden, kritikten geçirirken, genelde o yazara ait veya o yazar ve düşünce üzerine yazılmış bir eseri, bir yayını ele alarak işe başlar. Kıvılcımlı’nın, bu yöntemle kaleme aldığı üç makalesini derlediğimiz, Kıvılcımlı Eleştiriyor, Üç Yazar Üç Kitap Üç Makale başlığıyla yayınladığımız elinizdeki çalışmaya benzer başka çalışmaları da vardır. İki örnek verelim.
Kıvılcımlı’nın 1936’da yazdığı, gün yüzüne çıkması 72 yıl almış ve nihayetinde 2008’de yayınlanabilmiş, Bergsonizm, Göçen Sermaye Dervişliği adlı eserinin, 18.8.1936 tarihli, “Birkaç Söz” başlıklı girişinden alıntılayalım:
“Konu: Bergson felsefesini eleştirel bir incelemeden geçirmek.
Bu inceleme için kaynağım: Kopenhag Üniversitesi’nde profesör ve enstitü muhabiri Harald Höffding tarafından yazılıp Danimar- kaca basımından Fransızcaya Jackques de Coussange tarafından bir önsöz yazılarak çevrilmiş ve Paris’te Felix Alcan Kitabevi tarafından 1917 senesinde basılmış olan ‘La Philosophie de Bergson, Expose et Critique’ isimli kitaplar.”
Bu girişin son paragrafını, Kıvılcımlı’nın, dile hâkimiyetine ve konuya vakıflığı sonucu oluşan son derece anlamlı espri yetisine bir örnek diye alalım:
“Jak Kusanj, aynı önsözünde, Höffding’in eserini niçin Fransızcaya çevirdiğini şöyle anlatır: ‘Bu konserin (Fransa’daki Bergson gürültüsünün HK) içinde bulunmak, Bergson’un etki ve nüfuzunun Fransa’daki kadar büyük olduğu yabancı bir memleketten gelmiş bir sesi işitmek de faydasız olmayacak sanıyoruz.’ (s.5)
‘Bay Bergson’un etki ve nüfuzuna’ çanak açan Türkiye gibi uzak ve ‘yabancı bir memleketten’ gönderdiğimiz şu bizim sesimizi de, acaba Jak Kusanjlar kendi konserleri içinde işitmeyi faydalı görecekler midir?”[3]
İkinci örnek olarak Edebiyat-ı Cedide’nin eleştirisi olarak, 1935’te Edebiyat-ı Cedide’nin Otopsisi ismiyle, Marksizm Bibliyoteği Yayınları’nın ilk telif eseri olarak yayınlanan kitabı verebiliriz.
“Bu kitapsız, insansız ve ıssız bucakta, artık düşünebilirsiniz ki, elinize ‘Edebiyat-ı Cedide’ değil, ‘Edebiyatı Kablel Atıyka’: ‘La Litte- rature Pre-Antique’ye (tarih öncesi edebiyat) dair bir eser geçse, amma bu eser, şaşılacak kertede ters bir dille, sizin pekiyi tanıdığınız hayatı; nerede ise, kapkara buğulu bir ölüm maskesine de bürümeye çalışsa, eğer az çok, iyi kötü sosyal bir akıntının izini taşıyorsa, hele siz de olan her olayda sebepsiz ‘fantezi’ler arayan pek öyle toy ukalalardan, haldırdaklardan değilseniz; eser yüzde yüz, -söz yerinde ise- ‘hoşunuza’ gidecektir.
Belki bu, duvarlar kadar canlı, çeşitli, türlü bir şey olmayacak. Fakat ne çare ki, bir kere düşmüşsünüzdür… Ve sonra çeşnisi ne olursa olsun, tabiî cansız ve monoton, hatta can sıkıcı şeyler bile, ‘şey’ olarak, en sonunda gene ‘bir şey’ değil midirler?…
İşte, bu ruhsal durum ile, zorunlu ve zoraki ‘aylaklık’ içinde iken, karşıma çıka çıka Edebiyat-ı Cedide adlı bir şiir dergisi çıkageldi ve ben de onu, bunca ‘gereksinmeler’ ortasında ‘iş’ edindiysem ayıplanır mıyım, bilmem…
Demek, bu emekte demagog ve heybetli bir anlaşılmazlık, yaldızlı bir frazeoloji (deyimlendirme) arayanların salavatlı fetişizmini kalıplayacak kalıp bizde yok. Eğer üslûpta az buçuk bir ‘dalkılıçlık’ ve ‘sallapatilik’ varsa emekçisi onun 4 duvar (hattâ, gerçekte, tavan ve tabanla 6 duvar; tam bir küp: mezar küpü) psikolojisine bağışla-nacağını bilir.”[4]
Evet, bu kez de Kıvılcımlı mahkûm, dört-duvar arasında, eline geçen bir dergi ve Kıvılcımlı, Edebiyat-ı Cedide’nin (yeni edebiyat) felsefesinin eleştirel incelemesini yapıyor.
Çalışmamızın esası Kıvılcımlı’nın bu üç makalesinin ortak noktasının, Tarih Tezi ışığında “Tarih”e bakış olduğunu belirtmiştik. 20.yüzyıl ile birlikte, Batı’nın (Kapitalizm anlayalım) onlarca yıl görmezden geldiği, önlerine yığılan sayısız arkeolojik bulguları, bilgileri yok sayarak gündemine almayı aklından dahi geçirmediği koskoca Antik Tarih, artık yok sayılamayacak aşamaya gelmiştir. Antik Tarihten günümüze modern topluma gelen süreç nasıl işlemiştir. Günümüzde, açıklanması gereken sorunlar, yanıtlanması gereken sorular her geçen gün yığılmaktadır. Tarihi, “Modern Tarih”le başlatmak artık yetmemektedir. Olanı biteni anlamanın yolu Antik Tarihin üzerindeki peçeyi kaldırmak, Tarih Tezi ışığında yola devam etmektir. Oysa Batı’nın, acilen lanse edeceği Antik Tarih yorumcularına ihtiyacı vardır. Nedir bu? Şimdilik, Toynbee’den örnek verelim. Antik Tarih yorumu, yani Allah kavramının ortaya çıkmasından çok önce on binlerce yıl sürmüş koskoca Antik Tarih’i getirip Allah- Tanrı kavramına bağlamak. Ayrıntıları göreceğiz.
1- Makale: Kıvılcımlı’nın, Arnold J. Toynbee EleştirisiKıvılcımlı’nın, 1965 yılında yayınladığı, uzun yıllara dayanan, kendi deyişiyle “40 yıllık bir tarih araştırma”sından damıtılarak, Tarih Devrim Sosyalizm adıyla kitaplaştırdığı anıt eseri Tarih Tezinde, Toynbee kritikleri oldukça fazla yer tutar ve elimizdeki çalışmayla yer yer benzer konulara rastlanır. Kıvılcımlı’nın başka çalışmalarında da Toynbee eleştirileri vardır. Elimizdeki çalışmanın bunlardan en önemli farkı, Toynbee’nin konular geldikçe, yeri gel-dikçe, işlenen ana-özne konuyla ilgili olarak kritik edilmemiş olmasıdır. Bu kitaptaki makalesinde Kıvılcımlı, bizzat Toynbee ve eserini özne olarak otopsi masasına yatırılmıştır. Bu, Toynbee üzerine yazılan bir eserden hareketle, Toynbee’nin Tarih Çalışması adlı ciltler dolusu (10 cilt, 5 binden fazla sayfa) eserini kritik eden bir yazıdır. Kıvılcımlı, kendi deyişiyle 1940’lardan beri Toynbee üzerine, onun temsil ettiği Batı’nın, kapitalist sistemin “tarih anlayışı” üzerine kritiklerini, incelemelerini yazmış, çalışmıştır.
Bunlar arasında derleyebildiklerimiz içinde yeri gelmiş Fransa’da yayınlanan bir dergide (1956) çıkan bir yazı, Fransızca mektup yazılarak cevaplanmış; yeri gelmiş Toynbee hakkında İngilizce yazılan bir eserin (1961) Fransızca çevirisi (1965) temel alınarak cevap verilmiş ki bu elimizdeki metindir, yeri gelmiş yayınladığı kitaplarda (1965 ve sonrası) konu geldikçe Toynbee ve onun temsil ettiği düşünce mahkûm edilmiş. Sonuçta bu etütlerden bulunabilenler, düzenlenebildiği ölçüde yayınlanmaya çalışılmış ve çalışılacaktır. Birçoğu yayınlanamamış, orada-burada kalanlar ise çoğunluğu Eski Türkçe olarak Arşiv’de muhafaza edilmekte bir gün gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir.
Biraz daha ayrıntılı bakalım…….
Kitabın Sunuş yazısında bu bölümde, Kıvılcımlı’nın, yayınlanmış kitaplarında konu geldikçe Toynbee’den bahsettiği pasajlar ayrıntılı olarak ele alınarak devam edilmiştir. Sunuş’tan devamla.
Kıvılcımlı, yeri geldiğinde sözünü esirgemez ve Toynbee için, “tarih şarlatanlığı” diye de yazar.[5]
Kıvılcımlı’nın, A.Toynbee ve eserleri üzerine yaptığı çalışmalar kendi deyişiyle 1940’lı yıllarında başlamış. Zaten ciltler dolusu Toynbee eserleri de o yıllarda dünyada revaçta. 20’lerden başlayıp 50 sonlarına kadar arka arkaya yayınlanıyor her yerde. Ve yine ta o za- manda -1940’da- yaptığı kendisinin ifadesiyle bu polemik denemelerine, “Bay Mister Toynbee Tarih Bilimini Alt Üst Ediyor” yahut “Tarih ve Allah” başlıklarını uygun görmüş. Bununla ilgili elimizde ulaşabildiğimiz bir doküman-not ne yazık ki yok. Yalnızca, Kıvılcımlı, 38 Donanma Davasından aldığı ceza sonucu uzun mahpusluk yıllarından sonra, 1950 affıyla tahliye olmasının ardından 1953’de, Fetih ve Medeniyet, Bir Tarih Tezi Işığı Altında: İstanbul’un Fethi kitabını yayınlar. Kitabın son sayfasında, “Müellifin Çıkacak İlmi Eserleri” başlığıyla 10 adet kitap içeren bir liste paylaşır.[6] Âdeta, uzun cezaevi yıllarının nasıl da boşa geçirmediğinin özetidir bu liste. (Listeyi, Fatma Nudiye Yalçı, Kadın Komünist Yoldaş adlı çalışmamızda paylaşmıştık.[7]) Bu listedeki iki çalışma dışındaki onlarında yayınlanması 70’ler sonunu ve Kıvılcımlı sonrasını bulmuştur- diğerleri Kıvılcımlı Arşivinde sıralarını bek- lemektedir. İşte bu listede ikinci sırada, “Tarih ve Allah (Bay Toynbee tarih ilmini altüst ediyor)” başlıklı bir eserde vardır. Nerededir bu çalışma? İçeriğini bilemediğimiz binlerce sayfa Eski Türkçe, Arşiv’de bulunanların içerisinde olabilir mi? Bilmiyoruz…
Sunuş’ta bu bölümde, Kıvılcımlı’nın bizzat Toynbee üzerine yazdıkları kronolojik olarak irdelenmiş, detaylı olarak anlatılmıştır.
2-Makale: Kıvılcımlı’nın, İdris Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması Kitabı Üzerine Eleştirisi
Bu metin de, Kıvılcımlı’nın Atila Türk arşivinde bulunan yazıları arasından Arşive kazandırılmıştır. Makale’ye ilk ulaştığımızda, “Düzenin Yabancılaşması ve İdris Küçükömer Üzerine bir Kritik” başlığı altında, şunları yazmıştık: “Kıvılcımlı, İdris Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması adlı kitabının yayınlanması üzerine kitap hakkında kritik(inceleme) yazmıştır. Yazının orijinali Eski Türkçedir, Atilla Türk arşivinde bulunan bu Eski Türkçe yazılar, sevgili Latife Fegan’ın uzun ısrarlı emekleri sonucu, Kıvılcımlı Arşivine ka-zandırılmıştır. Eski yazı orijinaller IISH’da bulunmaktadır. Yazının herhangi bir başlığı yoktur. Yeni yazıya aktarımı yapılmış olup, henüz üzerinde detaylı çalışma yapılmamıştır.”[8]
Yazının orijinali, Kıvılcımlı’nın el yazısı ile Eski Türkçe olarak yazdığı A4 boyutunda 11 sayfadır. İlk 9 sayfa 1-9 arası numaralanmış, son iki sayfa ise karışık notlar biçimindedir, ana metnin notları olduğunu sanıyoruz. Yazı ham hâlindedir, başlık yoktur, tamam değildir. Bazı dipnotlar vardır. Devamı nerededir, bilinmiyor. Hem Kıvılcımlı’nın el yazısı hem de incelemenin bitmiş-tamamlanmış bir metin olmaması nedeniyle metnin Eski Türkçeden ile yeni Türkçeye transliterasyonu oldukça zor oldu. Yazının orijinal Eski Türkçe biçimini kitabın sonunda “Ekler”de paylaştık. Buradan da görüleceği gibi tam, eksiksiz bir aktarım olanaksızdı. Buna karşın aktarımı yapan arkadaşın özverili çalışması sayesinde okunama- yan sözcükler olası en aza indirildi ancak yine de metnin kimi yerlerindeki anlaşılma zorluklarından kaçınamadık. Transliterasyonu sağlıklı şekilde yapılamayan sözcükleri, köşeli paranteze alarak boş bırakmayı tercih ettik, yazıya ait olmayan olur olmadık anlam kaymalarına ya da bozukluklarına yol açmamak için. Ancak çok emin olunan bazı sözcükleri tamamladık ve bunları özellikle belirttik. Paylaşılan orijinallerden eksiklikleri tamamlayabilecek yardımlara şimdiden teşekkür ederiz…..
Yazının kaleme alınış tarihi için, çok net konuşabiliyoruz zira Kıvılcımlı yazısına ilgili kitabın yayıncısını, adını, fiyatını ve sayfa sayısını anarak başlıyor. Küçükömer’in adı geçen kitabı, Ant Yayınlarından Nisan 1969’da çıkmıştır….
Sunuş’a, Kıvılcımlı’nın, konuya (özellikle ATÜT konusu) değindiği başka yazıları da paylaşılarak devam edilmiştir. Kısa bir pasaj:
“Bizim ‘sol’ ‘mütefekkir ve münevver insanlık’ mal bulmuş Mağribiye döndüler. Kimi ATÜT dedi, kimi ATÜB dedi. Osmanlı Tarihi üzerine bir heyecan furyası kapladı ki ortalığı: can dayanmaz. Eline kalemi alan üniversite heveslisi Asya Tipi Üretim ve Osmanlı Tarihi adına eserler döşeyip dayadı.”[9]…
Sunuş’tan devamla.
2020 yılında Belge Yayınlarınca yayınlanan, Vahakn N. Dadrian’ın Ermeni Soykırımı’nın İnkârında Anahtar Unsurlar başlıklı çalışmasına Taner Akçam tarafından yazılmış Önsöz’den uzunca bir alıntıyı, konumuz olan İdris Küçükömer ve kitabı Düzenin Yabancılaşması ile doğrudan ilgili olduğu için gerekli görüp aşağıda aktarıyoruz. Önsöz’de “iletişimsel gerçeklik” konusuna değinirken Taner Akçam şunları yazıyor:
“Bu ‘iletişimsel gerçeklik’, sonuçta bize üzerinde konuşulan konuşulmayan dünyalar oluşturmuştur. Ve tüm toplumumuzu bir eldiven gibi kuşatan kolektif bir sır yaratmıştır. Ortaya büyük bir ‘kara delik’ çıkartmıştır. Biz, bugün ‘kara bir deliğe’ sahip bir ger- çekliğiz. Entelektüel hayatımızdan çok basit bir örnek vereyim: İdris Küçükömer (1925-1987), Türk düşün hayatını derin bir biçimde etkilemiş bir akademisyendir. Özellikle ‘Düzenin Yabancılaşması’ adlı eseri Türk düşün hayatının önemli köşe taşlarından birisidir. Bu kitabında Küçükömer, Türkiye’nin dününü ve bugününü anlamaya yönelik son derece önemli makro bir model sunar. Modelin ana kurgusu devlet-toplum çelişkisidir. Küçükömer, Türkiye’de sivil toplum yokluğunun (kuvvetli biçimde gelişememiş olmasının) nedenlerini analiz eder ve Türkiye’nin geleneksel ‘sağ’ ve ‘sol’ güçlerini ve onların siyasi görüşlerini analiz ederek, ‘sağ’ ve ‘sol’ kavramlarına yeni anlamlar yükler. Demokratikleşmenin önündeki ana engelin aslında ceberut-bürokratik devlet olduğunu, Türkiye sağı olarak bili- nen muhafazakâr akımların aslında, devlete karşıt Türk sivil toplumunu temsil ettiğini ve bu nedenle sivil-toplum ve demokrasiyi geliştirmek gibi bir potansiyele sahip olduğunu ileri sürer. Türkiye’de 1970’lerden beri, neredeyse her on yılda bir Küçükömer ve tezleri yeniden tartışma konusu olur. Savunanları ve karşı çıkanları çoktur. Adı ve özellikle ‘Düzenin Yabancılaşması’ adlı eseri derin tartışmalara konu olur. Lütfen bu kitaba bir göz atınız; Türkiye’yi derinden etkileyen, solcusu ve sağcısı ile herkesi onlarca yıl bitmek bilmez tartışmalara sokan bu kitapta, Osmanlı toplumu analizi yapılırken, o dönem nüfusun neredeyse %30’unu oluşturan Hıristiyanların olmadığını görürsünüz. Yanlış okumuyorsunuz, Küçükömer Hıristiyanların olmadığı bir Osmanlı toplumunu anlatır bize.
Burada dikkat çekmek istediğim nokta, toplumun %30’unun yok sayıldığı iktisadi, sosyal ve siyasal bir analizin ne kadar doğru olup olmadığı basit gerçeği değildir. Bunun da ötesinde, bu ‘yokluğun’ doğal kabul görmesi ve sorgulanmadan kabul edilmesinden söz ediyorum. Küçükömer’in adı etrafında, ‘saygı’ ve ‘nefret’ ekseninde bölünmüş olsalar bile, ortaklaşa yaratılan bir ‘kolektif sır’dan, ‘suskunluk koalisyonu’nun varlığından söz ediyorum. Küçükömer ve eserleri etrafında yapılan tartışmalarda, tek bir kişi bile, evet, tek bir kişi bile ‘Küçükömer, ülkenin %30’unu yok sayarak analiz yapıyor.’ cümlesini kullanmadı hâlâ da kullanmıyor.”[10]
Akçam, burada Küçükömer’i, çok doğal olarak, Önsöz’ünü yazdığı Soykırımın İnkârı üzerine yazılmış bu eserin konusu çerçevesinde irdelemiş. Böylece bizler de, Küçükömer ve Düzenin Yabancılaşması eserinin, Osmanlı’da Hıristiyanlık konusuna nasıl yaklaştığını, konuya nasıl baktığını öğrendik. (Daha doğrusu, konu üzerine hiçbir şey düşünmediğini, Hıristiyanları baştan yok sayarak düşünmesine, bizlerinde düşünmesine gerek kalmadığını öğrendik!) Gerisi, İ. Küçükömer’i baş tacı yapan akademik-politik entelektüellerimize kalmış.
Küçükömer’in yıllardır geçmişten başlayarak fısıldanan, İstihbarat servisi elemanı, 12 Mart’ın ünlü polis ajanı Mahir Kaynak ile ilişkisi konusuna gelince, Sadık Göksu’dan alıntı yapalım.
“Evet, M. Kaynak’ın, İPSD’ye[11] üye olmasını ben önerdim. Bunu daha önce yazılarımda genişçe anlattım. Ama bu işin yalnızca İPSD için değil, bütün sol için sorumlusu, Prof. İdris Küçükömer’dir. Mahir, Küçükömer’in asistanı idi ve Küçükömer’in Kaynak’ın ajanlığını anlayarak ve istemeyerek, ama bile bile asistanlık görevine kabul ettiğini, son yıllarda üzülerek öğrenmiş bulunuyorum. Hepimiz İdris’e güvenerek Mahir’e de güvendik. Prof. Küçükömer, Kaynak’ı asistan almamalıydı, direnmiyorsa, istifa bile edebilirdi, ama hiç olmazsa, birkaç kişiye olsun söylemeliydi. Sadece ilk gün, o da kızgınlıkla evde, en yakını olan eşine, yakınarak söylemiş!…
Ama ben Mahir’in sadece üyelik fişini imzaladım. Rahmetli Necat Tözge ile birlikte. Tözge fark etmiş, benim bilmeden ısrarım üzerine, istemeyerek imzaladı. Onu, Genel Başkan Vekili yapan ise, Kıvılcımlı Yoldaş oldu. Usta, onu herhâlde anlamıştı ve bu tutumu, polise karşı taktiği idi. Bu konudaki görüşümü daha geniş anlatmak isterim.”[12]
Sadık Göksu, bu konudaki görüşünü daha geniş anlattığı yazılı olarak bir kaynak var mı bilmiyorum ama kendisi aramızdayken yaptığımız görüşmelerde, konuşmalarda bu konuya sıklıkla değinir ve İ. Küçükömer’in bu davranışını oldukça ayrıntılı anlatırdı. Sözlü kaynak olduğundan alıntıyı sadece kitabından yaptık. Evet, 50-60 yıl öncesinde, dönemin ve daha sonrasının ünlü Mit ajanını kürsüsüne asistan olarak alıyor, yetmiyor bir de sol çevrelere kendi referansıyla sunuyor. Taner Akçam’dan alıntılarsak “Her on yılda bir Küçükömer ve tezleri yeniden tartışma konusu olur.” diye yazmış, yani Küçükömer yıllara meydan okurcasına ihtiyaç duyulduğu an gündeme hep geliyor ama her ne hikmetse bu konuya hiç değinilmiyor. Hatta daha da ilerleyip, günümüzde, yani 71 öncesinde bile değil, her türlü araştırma olanaklarının olduğu günümüzün dijital dünyasında, İ. Küçükömer için “Doğal Olarak Komünist” başlıklı tanıtım-inceleme yazıları bile yazılabiliyor. Tam bir “kayıtsızlık” örneği. (13)
3-Makale: Niyazi Berkes’in, İki Yüz Yıldır Neden Bocalıyoruz? Adlı Kitabı Üzerine, Kıvılcımlı’nın “‘Çağdaş Uygarlık’ Efsanesi” Başlıklı Yazısı
Niyazi Berkes’in bu kitabı, 1962 yılında Yön dergisinde yayınlandıktan sonra 1964’te yine Yön Yayınlarınca basılarak yayınlanmıştır. 168 sayfadır. Kıvılcımlı’nın bu kitap üzerine kaleme aldığı yazısının tarihi için ise net olarak 1964 diyebiliriz, Kıvılcımlı yazısına başlarken “Türkiye Cumhuriyeti 41. Yılını geçti.” diye başlıyor….
Sunuş’ta devamla, yayınlanan yazı üzerine, yazının orijinallerinin serüveni üzerine bilgiler veriliyor. Sunuş’un son paragraflarından:
Tam da bu noktada Kıvılcımlı’nın kendisinden bahisle sarf ettiği “trajedim” sözü ile çalışmalarının işaret ettiği “trajedi”ye dair bir- kaç değinme yapma gereğini duyuyoruz.
Türkiye Solundan Portreler adlı kitapta yer alan bir yazıya “Dr. Hikmet Kıvılcımlı: Trajedisinden Başka…”[14] başlığı verilmiş ki yazıda Kıvılcımlı’ya atfedilen “sarkastik” ve “mizahi” dil, ha unutmadan bir de “renkli” ve “çatallı” dil ifadeleri, sanırım bu başlığı vermiş olmasıyla bizzat yazarın kendi dilini ifade eder hâle dönüşmüş. Öyle ki yazarın, Günlük Anılar’daki aşağıda aktaracağımız pasaja öykünerek yazısına verdiği kendinden menkul başlıktaki “Trajedisinden” sözcüğü ile Kıvılcımlı’nın izah ettiği trajedisi arasında ne anlam ne ilişki ne benzetme adına hiçbir şey yoktur. Yazarın yazısına verdiği başlık, sadece ve sadece yazarın kendinden mülhem! fikirleridir. Hem teorik hem pratik olarak yürütülmüş bu denli büyük bir politik mücadelede Kıvılcımlı’nın şahsı ile ilişkili magazinel bir “trajedi” bulma arayışları boştur.
Kıvılcımlı, kendisinde bulunabilecek “trajedi”leri gayet net biçimde Günlük Anılar’da ifade etmiştir: “…bir trajedim, gittikçe sona yaklaştığımı bağırıyor.”[15] diyor kendi hastalığının seyrinin yani yaklaşan ölümünün farkında olan bir tıp doktoru olarak.
“Kişi mülküm denecek hiçbir şeyim yok. ‘Trajedim’den başka bırakacak bir şeyim yok. ‘Trajedim’ de, hiçbir zaman doğru bildiğimi savunmakta gözümü kırpmayışımdır.”[16]
“İşte ölüm dörtbaşı mamur kurallarıyla, her yanıma, doğal yanıma da, sosyal yanıma da iyice yapışmış bulunuyor. Hiç değilse trajedimle kalayım, diyorum. Komediye gelemiyorum. Gelecek kuşaklar hesabını sorsun. Benden bu kadar.”[17] diyen Kıvılcımlı’nın bizzat kendisi açıklıyor, “Trajedim” dediği “şey”in ne olduğunu. Bu, “hiçbir zaman doğru” bildiğini savunmakta gözünü kırpmamasıdır. İşte derlediğimiz bu üç makale de bunun örneklerindendir, Kıvılcımlı her daim doğru bildiğini savunmaktadır ve bu kitap içinde derlediğimiz bu üç makale de bunun örneklerindendir.
Gösterdiğimiz gibi bir yanda Toynbee’nin yazdığı on binleri aşan sayfaları ve yine yüzlerce eseri kaynak göstererek ona sergilenen hayranlıklar vardır. Onun on yılları aşan bir zaman boyunca kesintisiz süren çabayla, içinde Türkiye’nin de olduğu bir dolu coğrafyaya yaptığı gezileri ile kapitalizmi, sömürüyü meşrulaştırma aşkını, bu aşkı Tanrı’ya kavuşmaya, uhrevi dünyaya bağlama becerisini takdire şayan mertebede göstermiş bu Toynbee tapınçlıkları karşısında, elimizdeki Toynbee Kritikleri’nin önemi ve değeri, yol göstericiliği yadsınamaz. Bu yargı, bu çalışma kapsamındaki diğer iki kritik içinde geçerlidir. Bunlar, “Tarih”in şarlatanlıklara, “Tarih”i şarlatanlığa çevirme çabalarına verdiği tokat gibi yanıtlardır. Asıl trajedi tam da “Tarih”in düşürülmek istendiği bu durumdur.
Son bir açıklama da, Kıvılcımlı ve yazdıkları üzerine estirilen bilinemezlik, anlaşılmazlık çıkışları üzerine yapalım. Kıvılcımlı’nın, yazdıklarının, düşüncelerinin zor anlaşılırlığı, kavranmasının güçlüğü, son tahlilde anlaşılamaması (şimdilerde neredeyse okunulamamasını da ekleyebiliriz!) mazeretleriyle kısa yoldan (belki de iyi niyetlerle) Kıvılcımlı atlanmakta giderek bilinmemektedir. Veya yine aynı mazeretlerle sağdan sola geniş bir yelpaze tarafından, en kısa yoldan işe gelen kısımlardan almalar yapıldıktan sonra, çarçabucak, üç beş satırla Kıvılcımlı mahkûm edilmekte, defteri dürülüp yok sayılıp yollara devam edilmektedir (ki bunlar için artık iyi niyetli denemez).
Meseleyi iyi niyetli olmak-olmamak dışında irdeleyelim. Kıvılcımlı bazıları için neden anlaşılması zordur? Kıvılcımlı her şeyden önce bir teori ve pratik insanıdır, yani düşünce ve davranış insanı. Tüm yazılarında, teorik emeklerinde, tüm yaşamı boyunca sürdürdüğü pratik mücadelesinde yılmadan, usanmadan “Düşünce ve Davranış birbirinden ayrılmaz.” demiştir, yazmıştır, pratiğinde de uygulamıştır. İşin özü budur.
Kıvılcımlı’nın teorik yanını alan, pratiğini gereksiz bulup beni ilgilendirmez diyen; onun teorik hazinesinden parçalarla yetinen, anlı şanlı tezlerini yazıp akademik kariyerine bakan; ya küflenmiş kürsülerde, ya da her köşe başındaki, o sonsuz güveneceğimiz olan gençliğimizin 18-25 yaş arası en verimli üretken yıllarında başlarını bağlamak, onları kafadan silahsızlandırmak için apartmanlarda açılmış “üniversite” adlı ticarethanelerde bilim insanlığı rolüne soyunan kimselerin hiç şansı yoktur, kuşkusuz Kıvılcımlı’yı anlayamayacaklardır. Dahası Kıvılcımlı’yı bu bakış açısıyla takdim ettiklerinde, onu bir de anlaşılmaz kılmış olacaktır.
Tam aksi yönde onun pratiğinin işlerime yarayacak kısımlarını alırım, teorik emekleriyle işim olmaz, bana bu kadarı yeter de artar diyenler de yine onu anlayamamış demektir. Kıvılcımlı, teori ve pratiğin bütünlüğüdür. Yaşantısı ve düşüncesi birliktedir, diyalektik işleyiş içindedir!
Kıvılcımlı’nın öncelikle teori ve pratiğinin birbirinden ayrılması, sonra pratiğinin sanki ayrılabilirmiş gibi politik ayrı ve kişisel ayrı mücadelesi varmış gibi alınması, diğer yanda teorisinin de sağdan soldan işe gelecek kısımları alıp kalanı yok sayacak şekilde parçalanması, Kıvılcımlı’nın üzerine estirilen bilinemezciliğin, anlaşılamazcılığın temelini oluşturmaktadır. Oysaki Kıvılcımlı pratiği ve teorisiyle bu parçalayıcı anlayışın tam karşısında yer almaktadır. İnsanın, toplumun, tarihin bütüncül ve politik bir açıklamasını tartışır….
Kıvılcımlı imzası ile çıkartılan bir kitabın hazırlanışına dönük aldığımız sorumluluğun bilincinde olarak, bu kitapta Kıvılcımlı imzası ile yayınladığımız emekleri derleyen ve yayına hazırlayan olarak, kitaptaki uzun Sunuş yazısını okuyuculara borç bilip yazdık.
Kitapta yer alan Doktor Hikmet Kıvılcımlı’ya ait metinlerin derlenip yayına hazırlaması çalışmasında, Amsterdam’da bulunan Uluslararası Sosyal Tarih Enstitüsünde (International Institute of Social History-IISH) muhafaza altına alınan Kıvılcımlı Arşivi’den, faydalanılmıştır. Bu anlamda Arşiv’in korunmasında, günümüze taşınmasında, dijitalize edilmesinde emeği geçenlere bir kez daha sonsuz şükranlarımızı sunarız.
Memnune Kayagil
[1] Dr.Hikmet Kıvılcımlı, 27 Mayıs ve Yön Hareketinin Sınıfsal Eleştirisi, Ant Yayınları, Nisan 1970, s.158
[2] Memnune Kayagil, “Kıvılcımlı ve ‘Komün Gücü’ Üzerine”, İnsancıl Dergisi, Eylül 2022, Sayı 386
[3] Hikmet Kıvılcımlı, Bergsonizm, Dijital: Köxüz Yayınları, 2008, s.4 ve 11
[4] Hikmet Kıvılcımlı, Edebiyat-ı Cedide’nin Otopsisi, Dijital: Köxüz Yayınları, s.8 ve 10
[5] Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı Tarihinin Maddesi, Yordam Kitap, 2023, s.480
[6] Hikmet Kıvılcımlı, Fetih ve Medeniyet (ilk basım), Tecelli Matbaası, İstanbul 1953
[7] Memnune Kayagil, Fatma Nudiye Yalçı, Belge Yayınları, İstanbul 2023, s.98.
[8] http://www.kivilcimliokumalari.org/hikmet-kivilcimli-duzenin-yabancilasmasi-ve- idris-kucukomer-uzerine-bir-kritik/
[9] Kıvılcımlı’nın, Osmanlı Tarihinin Maddesi kitabı için önsöz olarak yazdığını tahmin ettiğimiz, 20 Ekim 1970 tarihli bu yazının hem orijinal el yazısı hem de daktilo metin olarak asılları IISH’da Dosya 92’de bulunmaktadır. Kıvılcımlı kitabına başka bir önsöz yazmıştır.
[10] Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımı’nın İnkârında Anahtar Unsurlar, içinde: Taner Akçam, “Önsöz”, Belge Yayınları, 2020, s.22-23
[11] M. Kaynak, Mahir Kaynak’tır. İPSD ise İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği’dir
[12] Sadık Göksu, Kıvılcımlı Yazılar, El Yayınları, 2006, s.577
[13] Türkiye Solundan Portreler, Dipnot Yayınları, 2016, s.339
[14] Türkiye Solundan Portreler, Dipnot Yayınları, 2016, s.201
[15] Hikmet Kıvılcımlı, Günlük Anılar, Dijital: Köxüz Yayınları, s.5
[16] A.g.e., s.152
[17] A.g.e., s.153